Okuyucu: Blog yazmaya yeni başladıysan veya tavsiye dolu içeriklere rağmen sonuç alamadıysan bu yazı tam sana göre.

Blog Yazma Tavsiyelerinin %80’i Neden Yanlış?

tarafından gönderildi

Okuyucu: Blog yazmaya yeni başladıysan veya tavsiye dolu içeriklere rağmen sonuç alamadıysan bu yazı tam sana göre.

Haftada 3 gün yaz, SEO’ya odaklan, niş seç ve bırakma. Bunları muhtemelen yüzlerce kez okudun. Peki neden hâlâ işe yaramadığı hissine kapılıyorsun? Çünkü bu tavsiyeler doğru ama sana yanlış veriliyor. İçeriğinde bilgi eksikliği yok; sorun, o bilginin hiçbir bağlam gözetilmeden dağıtılması.

Bu yazıda blogging dünyasının en popüler 4 tavsiyesini masaya yatırıp hangisinin hangi koşulda işe yaradığını (yaramadığını) göstereceğim.

Niş Seç, Odaklanmadan Büyüyemezsin

Bu tavsiyenin altında gerçek bir mantık var: odaklı bir blog daha hızlı bir kitle oluşturur. Ama sorun şunda: Bu mantık, zaten ne yazacağını bilen biri için geçerli.

Yeni başlayan bir yazar için erken niş baskısı, çoğu blogu henüz nefes almadan öldürür. Konu çeşitliliği, ilk dönemde hangisinin tuttuğunu test etmenin en hızlı yoludur. Nişini çoğu zaman okuyucun seçer, sen değil.

Bunu somutlaştırayım: Diyelim ki hem kişisel gelişim hem de freelance çalışma hem de seyahat üzerine yazdın. İlk 3 ay sonunda istatistiklere baktığında freelance yazılarının 3 kat daha fazla okunduğunu gördün. İşte o an nişin seni seçti. Baştan sadece kişisel gelişim yazacağım diye karar verseydin bu veriyi hiç elde edemeyecektin.

Gerçek: Niş, büyüdükten sonra da seçilebilir. Önce yaz, sonra öğren, sonra odaklan.

Düzenli Yayınla, Algoritma Sever

Algoritma gerçekten düzenli içerikleri öne çıkarır ama okuyucu 12 vasat yazı yerine 3 iyi yazıyı tercih eder. Tutarlılık önemlidir. Ama kalite tutarlılığı, frekans tutarlılığından çok daha kritiktir. Ayda 2 güçlü yazı, haftada 3 zayıf yazıdan çok daha fazla abone dönüşür.

Bunu bir örnekle düşün: Bir blog yazarı haftada 3 kez yayınlamak için kendine baskı yapıyor. Salı geldi, fikri yok ama yayınlamam lazım baskısıyla ortalama bir yazı çıkarıyor. O yazı ne paylaşılıyor ne abone kazandırıyor. Üstelik yazarın motivasyonu da her vasat yazıyla biraz daha eriyor. Oysa o enerjiyi tek bir iyi yazıya harcasaydı hem okuyucu kazanacak hem de yazmaktan zevk almaya devam edecekti.

Gerçek: Takvim kurmadan önce standart kur. Her hafta değil, her zaman iyi prensibiyle çalış.

SEO Olmadan Trafik Gelmez

SEO uzun vadeli bir yatırım. Kısa vadede seni beslemez. Üstelik SEO odaklı yazılar çoğu zaman ruhsuz ve klişe çıkar çünkü arama motoru için yazılmış, insan için yazılmamış olur. İlk 6 ayda SEO yerine paylaşılabilirliğe odaklanmak çok daha hızlı büyüme sağlar. Bir yazı sosyal medyada viral olursa Google zaten fark eder.

Şöyle düşün: Blog’dan para kazanmak gibi bir anahtar kelimeye optimize edilmiş bir yazı, Google’da üst sıralara çıkmak için belki 6-12 ay bekler. Ama Blog yazmak beni neden mutsuz etti? başlıklı dürüst, kişisel bir yazı Twitter’da 500 retweet alırsa o gün binlerce yeni okuyucuya ulaşırsın. SEO sıfırdan büyüyen bir blog için bekleme oyunudur; paylaşılabilir içerik ise anında sonuç verir.

Gerçek: SEO’yu öğren ama başlangıçta birincil stratejin yapma. Önce insan, sonra algoritma.

E-posta Listesi Kur, En Değerli Varlığın O

Listeyi dolduracak içerik ve trafik yokken liste kurmak, boş bir kaba su doldurmaya benzer. Üstüne bir de okuyucuya Bana e-postayla ulaş demek, henüz güven inşa etmeden istemek anlamına gelir. 500 gerçek okuyucu, 5.000 ilgisiz aboneden çok daha değerlidir. Liste, bir araçtır ama araç ancak onu kullanacak yapı var olduğunda anlam taşır.

Bunu netleştireyim: Blogunun 3. ayında, henüz aylık 200 ziyaretçin varken pop-up kuruyorsun ve her yazının altına listeye katıl ekliyorsun. Belki 50 kişi kaydoluyor. Ama bu 50 kişi kim? Çoğu, seni henüz tanımıyor. Açılma oranın düşük, tıklama oranın daha da düşük. Oysa 1 yıl boyunca sadece iyi içerik üretip güven inşa etseydin ve o noktada listeye davet etseydin, 50 değil 500 kişi kaydolurdu üstelik seni gerçekten okuyan 500 kişi.

Gerçek: Önce güven, sonra liste. Sırayı atlama.

Tavsiye Değil, Bağlam Eksik

Bu tavsiyeler yanlış değil bağlamları yanlış aktarılıyor. Blogging öğütleri çoğunlukla büyük hesaplarda işe yaramış deneyimlerden geliyor ve senin başlangıç koşulların hiç hesaba katılmıyor. En iyi strateji? Bir tavsiyeyi körü körüne uygulamadan önce Bu benim için geçerli mi? diye sormak.

Blog yazmak tek düz bir yol değil. Kendi yolunu bulmak, başkalarının haritasını takip etmekten her zaman daha hızlı götürür.

Sana en çok hangi tavsiye yanlış geldi? Yorumlarda paylaş.

2 yorum

  1. 2009’dan beri blog yazan biri ve yakın zamanda bloglarını konularına göre ayırmış biri olarak şunu söyleyebilirim ki en iyi yöntem “yaşanmışlık ve tecrübe aktarımı”dır. Çünkü SEO kurallarına uyup hatta manuel olarak Rich Snippets eklemiş biri olarak çoğu yazımın hiç okunmadığı da oldu, SEO kurallarını hiçe sayıp dilediğim gibi yazdığım yazıların afaki derece okunduğu da oldu. Ancak niş kısmı doğru. İlk bloğumu açtığımda onun verdiği heyecanla her bulduğum çözümü her ettiğim tecrübeyi bloğuma aktardım. Ancak fark ettim ki bu sefer kişisel yazı yazdığımda okuyanların alakasız bir yazı okuyacaktı. O yüzden öğretmeniğe başladığımda keyif alarak yapacağım için de materyallerimi paylaşacağım bir site açtım ve ilk bloğumdaki eğitici içerikleri buraya aktardım. Sonrasında oyunlarla ilgili yazdığım yazıları zaten var ola oyuncu portföyü tarzında bir siteme aktardım. İlk açtığım blogda da çoğu wordpress, blogger ve blogculukla ilgili olan yazıları bırakmayı ve burada bu yazıları yazmayı amaç edindim. Ziyaretçi gözle görülür derece stabil hale geldi ve yavaşça olduğundan fazla hale gelmeye başladı. Ayrıca yazdıklarınızın yanında SEO ayarları, e-bülten ayarları çok kötü olsa dahi yazılarınızı insanlarla buluşturduğunuzda gerçekten bu ayarların hiçbir önemi kalmıyor. Bunu da çoğu zaman Telegram ve Whatsapp kanalları ile yapıyorum. Çoğu zaman sosyal medya hesabı olmayan insanların bu hesapları vardır. Çoğu kişi de doğru düzgün eposta gelen kutusunu biz blogcular gibi sıklıkla kontrol etmez. Ben dahi blogları takip etmek için e-bülten değil feedly kullanıyorum.

    1. Merhaba Furkan, Yine yazı kadar bir yorumla buradasın. İyi ki de buradasın.

      Senin de söylediğin gibi, blogculuk hakkında ne kadar yazarsak yazalım. kişinin kendi edindiği tecrübeleri gibisi olmayacaktır. Her blogun kendine özgü şartları var. Bu nedenle belirli kalıplar haricinde her blogun kendi hikayesi olacaktır. Burada temel niyet, hem kendi hikayemi yazmak hem de başkalarının kendi hikayelerini yazmalarına destek-yardımcı olmak.

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.