Algoritmalar bize bir ayna tutuyor. Ama bu ayna, yüzümüzü değil davranışlarımızı yansıtıyor. Ne izlediğimizi, ne tıkladığımızı, nerede durduğumuzu, neyi yarıda bıraktığımızı bunların hepsini kaydediyor ve zamanla bize bir profil oluşturuyor.

Algoritmalar Sizi Tanırsa, Siz Kendinizi Tanıyabilir misiniz?

tarafından gönderildi

Bir öneri listesi beni benden iyi tanıdığında ilk kez tuhaf hissettim. Sonra bu his geçmedi. Birkaç yıl önce, geç bir gece, Spotify bana hiç duymadığım bir şarkıyı önerdi. Açtım. İlk on saniyede içim sıkıştı o türden bir sıkışma; güzel bir şeyle karşılaştığınızda boğazınızda toplanan şey.

Şarkı bittiğinde listeye baktım. Yapay zeka tarafından oluşturulmuş bir karışıktı. Hiçbir insan ellinin değmediği, sadece verilere bakılarak benim için seçilmiş bir liste. Ve o listedeki her şarkı, o gece tam olarak duymak istediğim şeydi.

İlk hissim minnetti. İkinci hissim ise daha karanlık bir şeydi: Bu listeyi ben seçseydim bu kadar iyi seçebilir miydim?

Ayna meselesi

Algoritmalar bize bir ayna tutuyor. Ama bu ayna, yüzümüzü değil davranışlarımızı yansıtıyor. Ne izlediğimizi, ne tıkladığımızı, nerede durduğumuzu, neyi yarıda bıraktığımızı bunların hepsini kaydediyor ve zamanla bize bir profil oluşturuyor.

Bu profil, kimliğimizin dijital bir kalıbı. Ve çoğu zaman o kalıp, kendi hakkımızdaki düşüncemizden daha tutarlı.

Kendinizi her türlü müzik dinlerim diye tanımlayan biri olduğunuzu düşünün. Ama Spotify verilerinize bakıldığında, son iki yılda yüzde sekseninin aynı üç sanatçıdan oluştuğu görülüyor. Kim yanılıyor siz mi, algoritma mı?

Belki de kendimizi tanımlarken biz hikâye anlatıyoruz. Algoritmalar ise veri okuyor. İkisi aynı insanı tarif ediyor ama hiçbir zaman aynı insanı görmüyor.

Bu ayrım önemsiz gibi görünebilir. Ama değil. Çünkü kim olduğumuzu söylediğimiz şey ile gerçekte ne yaptığımız arasındaki mesafe, benliğimizin en hassas bölgesidir. O mesafede özgüven yaşar, utanç yaşar, değişim isteği yaşar. Algoritma o mesafeyi kapatıyor ve kapandığında, o bölgede ne kalıyor?

Tercih mi, alışkanlık mı?

Bir dönem her sabah aynı podcast’i dinliyordum. Konuları umursamadan, sadece o sesi duymak için. Platform bunu ilgi alanı olarak işaretledi ve o türden içerikleri öne çıkarmaya başladı. Zamanla ekrana baktığımda, her şey o podcaste benziyordu. Onu bırakmak istediğimde ise garip bir direnç hissettim sanki platformun benim için kurduğu bir düzeni bozuyordum.

İşte burada önemli bir soru çıkıyor: Algoritmalar tercihlerimizi mi yansıtıyor, yoksa alışkanlıklarımızı mı?

Bu iki şey çok farklı. Tercih, bilinçli bir seçimin ürünü. Alışkanlık ise çoğu zaman en az dirençli yolun tekrarı. Sabah kahvesi içmek bir tercih değil, alışkanlık. Ama platform bunu kahve içeriğine ilgi var diye okursa, sizi yıllarca kahve reklamlarıyla besler. Ve bir süre sonra kendinizi gerçekten kahve insanı olarak tanımlamaya başlarsınız.

Kimlik böyle inşa edilebilir mi? Dışarıdan, veriyle, bize yansıtılanları tekrar ederek?

Delphoi’nin tersine dönmüş hâli

Eski Yunan’da Delphoi Tapınağı’nın girişinde bir yazı vardı: Kendini tanı. Sokrates’in tüm felsefesinin özü de buydu; kendi cehaletinin farkında olmak, sorgulamayı bırakmamak.

Kendini tanımak bir çaba gerektiriyordu. Acı veren, rahatsız eden, uzun bir çaba.

Algoritmalar bize bunun kestirme yolunu sunuyor gibi görünüyor: Davranışlarına bak, verilerine bak, sana söyleyelim sen kimsin. Ama bu, Delphoi yazısının tam tersi. Çünkü kendini tanımak bir keşif yolculuğuydu ve o yolculuğun değeri, varılan noktada değil, yolun kendisindeydi.

Algoritma sizi tanırsa, siz kendinizi tanıma zahmetine katlanır mısınız? Ve bu zahmetten vazgeçildiğinde, geriye ne kalır?

Burada karamsar olmak istemiyorum. Teknoloji kötü değil. Ama teknolojinin sunduğu kolaylık bazen bir şeylerin yerini alıyor ve o şeyler, onları kaybetmeden değerini anlamadığımız türden.

Öngörülemeyen insan meselesi

Algoritmanın asla tam olarak çözemeyeceği bir şey var: tutarsızlığımız. İnsan kimliğinin belki de en insani yanı bu. Bir gün metal dinleyip ertesi gün klasik müziğe geçebilirsiniz. Yıllarca et yiyip birdenbire vejetaryen olabilirsiniz. Bütün hayatınız boyunca korku filmlerinden kaçıp, kırk yaşında en büyük hayranı haline gelebilirsiniz.

Bu tutarsızlık, veri açısından gürültüdür. Algoritma onu törpülemeye, yumuşatmaya, öngörülebilir hale getirmeye çalışır. Ama bu gürültü, aslında büyümenin sesidir. Değişimin, merakın, yaşanmışlığın sesidir. Tamamen öngörülebilir bir insan, büyümeyi bırakmış insandır.

Bu yüzden algoritmayı ne zaman dinleyeceğinizi ve ne zaman dinlemeyeceğinizi bilmek, belki de dijital çağın en önemli becerisi. Öneri listesini kabul etmek bazen en doğrusu. Ama zaman zaman listeden tamamen çıkmak, hiç bilmediğiniz bir şeyi denemek, verilerinizin sizi götürmeyeceği bir yere yürümek gerekiyor.

Sonuç değil, soru

O Spotify listesine döneyim. Hâlâ o geceyi iyi hatırlıyorum. Şarkı güzeldi, liste mükemmeldi. Ama o geceden sonra kendime bir alışkanlık edindim: Zaman zaman algoritmayı devre dışı bırakıp, tamamen tesadüfe bırakmak kendimi.

Rastgele bir radyo kanalı, bir arkadaşın önerisi, bir kafede duyduğum bir ses. Bazen berbat oluyor. Bazen ise o sıkışma hissini yeniden buluyorum ama bu sefer kendi yolculuğumun ortasında.

Algoritmalar bizi tanıyor. Bu bir gerçek. Ama tanınmak ile kendini tanımak arasındaki fark, tüm bir hayat kadar geniş olabilir. Ve o farkı korumak, bugün sandığımızdan çok daha devrimci bir eylem.

Sizi en iyi tanıyan sistem siz değilseniz, siz hâlâ siz misiniz?

Bu soruyu cevaplamak zorunda değilsiniz. Ama sormayı bırakmamak gerekiyor.

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.