Telefonunu elime alıyorum. Beş dakika sonra bırakıyorum. Ne okuduğumu hatırlamıyorum.
Bu, tesadüf değil. Algoritmalar bize bir ayna tutuyor. Ama bu ayna yüzümüzü değil, davranışlarımızı yansıtıyor. Ne izlediğimizi, ne tıkladığımızı, nerede durduğumuzu kaydediyor. Sonra bize en çok durduğumuz şeyi geri veriyor.
Sorun burada başlıyor. Bir yazar için durmak tehlikeli bir alışkanlık.
Tüketici modu, üretici modu
İki mod var. Biri tüketici modu: scroll ediyorsun, izliyorsun, öneri kabul ediyorsun. Diğeri üretici modu: boş sayfayı dolduruyorsun, cümle kuruyorsun, karar veriyorsun.
Algoritma seni birinci modda tutmak ister. Orada daha çok zaman geçiriyorsun. İkinci modda değil.
Bunu fark etmeden yaşarsan, gün biter. Yazı yazılmaz. Sen kendini suçlarsın. Oysa suç sende değil, sistemde.
Üç somut kural
Birincisi: Önce yaz, sonra scroll et. Güne telefonla başlama. Önce bir sayfa doldur. İster iyi olsun ister kötü, önemi yok. Üretici modu önce çalıştır.
İkincisi: Bildirimleri kapat, yazarken. Yazma saatinde telefon başka odada dursun. Algoritma seni çağıramasın.
Üçüncüsü: Sabit bir saat seç. Her gün aynı saatte otur. Beyin bu saati “yazma zamanı” olarak tanımaya başlar. Direnç azalır.
Disiplin, yetenekten önce gelir
Yazarlık bir yetenek meselesi değil. Bir alışkanlık meselesi. Algoritmanın seni tüketici modunda tutma çabasına karşı, sen üretici modunu koruma alışkanlığı kurarsın.
Bunu bir kere kurduğunda, boş sayfa daha az korkutucu gelir. Çünkü artık oraya her gün oturan birisin.
Bu konuda daha fazlası için Önce Yaz, Sonra Düzenle yazısına göz atabilirsin.





