Sen şu an bu satırları okurken, ben muhtemelen başka bir şeyler yazıyorum. Ya da hiçbir şey yazmıyorum, sadece ekrana bakıyorum, kafamda yarım kalmış bir cümle dönüp duruyor.
Ama şunu biliyorum: bir yerde, bir ekran karşısında, benim yazdıklarımı okuyan biri var. Bu düşünce beni her seferinde duraksatıyor.
Çoğu yazar bunu düşünmeden yazar. Kendine yazar, sonra yayımlar. Ben bunun eksik bir yöntem olduğunu düşünüyorum.
Hayali okuyucu ne işe yarar
Yazarken karşında biri olduğunu hayal edersin. Belirsiz bir kalabalık değil, tek bir kişi. O kişi soru sorabilir, sıkılabilir, itiraz edebilir.
Bu hayal, yazıyı değiştirir. Çünkü artık kendine değil, birine yazıyorsun. Cümle netleşir. Gereksiz süs kalkar. “Ben ne demek istedim” değil, “o ne anlayacak” sorusu öne geçer.
Netlik buradan gelir
Belirsiz bir kalabalığa yazdığında, herkese hitap etmeye çalışırsın. Sonuç: kimseye ulaşmayan bir metin.
Tek bir hayali okuyucuya yazdığında, tam tersi olur. O kişiyi düşünürsün: ne bilir, ne bilmez, nerede sıkılır. Yazı ona göre şekillenir. Ve garip bir şekilde, tam da bu yüzden daha çok kişiye ulaşır.
Basit bir egzersiz
Bir sonraki yazına başlamadan önce, gerçek birini seç. Arkadaşın, ailen, eski bir okurun olabilir. Adını bile yazabilirsin, kimse görmeyecek: Ahmet’e yazıyorum.
Sonra ona yazıyormuş gibi devam et. Cümleler kısalır. Ton konuşma diline yaklaşır. Süslü kelimeler kendiliğinden düşer.
Yalnız yazmıyorsun
Yazarken hep tek başınasın gibi hissedersin. Oysa değilsin. Karşında biri var, sen onu göremesen de.
Bunu unutmamak, belki de yazarlığın en basit ve en gözden kaçan tekniği.
Yeni başlayan yazarlar için Yeni Başlayan Blog Yazarlarının Mutlaka Okuması Gereken 10 Yazı yazısına da bakabilirsin.






Merhaba, yazınızı okurken bir çok duygu halinde ortaklaştığımızı hissettim. Ben de yazı yazarken bin dereden su getiriyorum, siliyorum tekrar yazıyorum. Bu silme ve tekrar yazma işi için bilgisayar olmasaydı herhalde odamdaki çöp kovasını bir kaç kez kağıt yığınlarından temizlemek zorunda kalırdım. Havada uçuşan kağıtlar benim zihnimde gerçekleşiyor. Yazma eylemi anında sizin gibi ben de hep okuyucuyu düşünüyorum, kendimi okuyucunun yerine koymaya çalışıyorum. Empati mi yoksa sempati mi kuruyorum kestiremiyorum.
Bir dağın yamacında veya boş bir odada yüksek sesle bağırırsın sesin yankı yapar sana geri gelir ya biraz da böyle bir duygu halindeyiz sanki.
Merhaba, bu yorumu okurken ben de duraksadım bir an. Havada uçuşan kağıtlar benim zihnimde gerçekleşiyor bunu okuyunca tam olarak o hissi yaşadım, kelimelerle tarif etmeye çalıştığım ama bir türlü beceremediğim o içsel karmaşayı siz bir cümleyle kurmuşsunuz.
Empati mi sempati mi sorusuna gelince: bence ikisi de değil, belki daha doğru kelime ortaklaşmak aynı şeyi farklı odalarda yaşamak. Dağ yankısı metaforu da tam yerine oturmuş; evet, biraz öyle. Bazen o yankının geri gelmesi için yıllar geçiyor, bazen tek bir yorum yetiyor. Bu yorum, bugün benim yankım oldu. Teşekkür ederim.