Bazen yazarsın, saatler geçer, sen fark etmezsin. Cümleler kendiliğinden gelir. Sonra bir bildirim sesi duyarsın. O an her şey dağılır. Az önce nerede olduğunu bulamazsın.
O kaybolan şeyin adı akış. Ve onu kaybetmek, yeniden bulmaktan çok daha kolay.
Akış neden bu kadar kırılgan
Akış hali, dikkatinin tek bir noktada topladığın andır. Ama dikkat, tek bir kesintiyle dağılabilir. Bir bildirim, bir ses, aklına düşen başka bir iş hepsi yeter.
Kötü haber şu: akışa yeniden girmek, ilk girişten daha uzun sürer. İyi haber şu: bunu önlemenin yolları var.
Akışı koruyan dört pratik
Birincisi: Ortamı önceden hazırla. Yazmaya oturmadan önce her şeyi kapat — bildirimler, sekmeler, telefon. Akışa girdikten sonra bunları yapmaya çalışmak, akışı zaten bozar.
İkincisi: Küçük bir kesinti listesi tut. Yazarken aklına başka bir iş gelirse (bir mail, bir arama), onu hemen yapma. Bir kenara not al, sonra bak. Şimdi yapman, akışı böler.
Üçüncüsü: Yarım cümlede bırakma. Bir yerde durman gerekiyorsa, cümleyi bitirmeden dur. Yarım kalan cümle, beynine “buradan devam” der. Tam biten bir cümle, beynine “iş bitti” der ve geri dönüş zorlaşır.
Dördüncüsü: Aynı ortamı tekrar kur. Her gün aynı yerde, aynı saatte, mümkünse aynı müzikle yaz. Beyin bu tekrarı bir sinyal olarak okur: “şimdi yazma zamanı.” Akışa girmek kolaylaşır.
Akış bir şans değil, bir alışkanlıktır
Bazı yazarlar akışın kendiliğinden geldiğini düşünür. Oysa akış, doğru koşullar kurulduğunda gelen bir sonuçtur. Şansa bırakmak yerine, onu her gün yeniden inşa edebilirsin.
Yazma disiplini üzerine daha fazlası için Önce Yaz, Sonra Düzenle! yazısına bakabilirsin.





