1960’larda New York’ta bir sanat isyanı başladı. Eleştirmenler isim aradı: ABC sanatı, soğuk sanat, dizisel sanat. Sonunda tutunan isim Minimalizm oldu.
Sanatçıların sorduğu soru basitti: gerçekten neye ihtiyacımız var?
Aynı soruyu yazıya sorabiliriz.
Yazıda fazlalık nereden gelir
Çoğu ilk taslak şişkindir. Aynı fikri iki kere anlatırız. Sıfat üstüne sıfat koyarız. Gerçekten çok önemli yazarız, önemli yetecekken.
Bu fazlalık, güvensizlikten gelir. Okuyucu anlamayacak diye korkarız. Sonra tekrar ederiz, süsleriz, açıklarız. Sonuç: okuyucu boğulur.
Sadeleştirmenin üç kuralı
Birincisi: Sıfat ve zarfı say. Bir cümlede ikiden fazla sıfat varsa, birini çıkar. Genelde cümle daha güçlü çıkar.
İkincisi: Aynı şeyi iki kere söyleme. Bir fikri bir kere iyi anlat. İkinci anlatım, ilkini zayıflatır.
Üçüncüsü: Uzun cümleyi ikiye böl. Bir cümlede iki fikir varsa, iki cümle yap. Okuyucunun nefes alacağı yer bırak.
Önce – sonra
Önce: Bu konu gerçekten çok önemli ve aslında herkesin bilmesi gereken, oldukça temel bir bilgi.
Sonra: Bu konu herkesin bilmesi gereken temel bir bilgi.
İkinci cümle daha kısa. Ama daha az şey söylemiyor. Aynı şeyi söylüyor, gereksiz olmadan.
Az, çoktur
Minimalist sanatçılar tuvale az şey koydu. Ama az şey, boş demek değildi. Her şey yerli yerindeydi.
Yazıda da öyle. Az kelime kullanmak, az düşünmek değil. Tam tersi: hangi kelimenin kalması gerektiğine dikkatle karar vermek.
Düzenleme sürecine dair daha fazlası için Önce Yaz, Sonra Düzenle! yazısına bakabilirsin.





